Teknoloji Tabanlı Büyüyen Bir Girişim Ekonomisini Yaratmak İçin Birkaç Öneri

90 lardan bu yana çok yol aldığımızı, büyüyen ve dinamik bir ekonomimiz olduğunu, girişimcilerimizin iyi birer teknoloji uyarlayıcısı olduğunu ve genç nüfusun tüm bu değişimin ana iticisi olduğunu söyleyebiliriz. Ama birde madalyonun öbür yüzü var; Dünya’da gelişen pazarları da dahil ettiğimizde bir G20 ülkesi olan Türkiye’yi (veya herhangi bir şehrimizi) teknoloji tabanlı girişimcilikte dünya listesinin ilk yirmisinde göremiyoruz, teknoloji şirketlerimiz son yirmi yılda sürükleyici olabilecek bölgesel veya küresel oyuncular haline dönüşemediler.

Teknoloji girişimciliğinde Türkiye’yi ve özelde İstanbul’u, dünya ekonomileri içinde nasıl ön sıralara taşıyabiliriz?

  • Bölgemizde Türkiye başlıbaşına büyük sayılabilecek bir ekonomi. Ancak altyapı ve teknoloji adaptasyonu bazında, teknik kapasite olarak yeni ürünler çıkarabilsek de, pazarımızın satın alım kapasite ve tercihi genellikle uyumsuz. Sadece kendi pazarımızla büyüme planı olan bir iş modeli için, doğru tercih, bu pazara satılabilecek ürünlere odaklanmak olmalı. Bu pazarın en iyisi olmalı. Global ürün ve hizmetler geliştirdiysek de, pazara gidiş stratejimiz için gerekli diğer bileşenleri geliştirmeliyiz (aşağıda)
  • Girişimcilerimiz, farklı pazarları tanımıyor. Uzakdoğu veya Hindistan’ı bilmiyoruz, Afrika bizim için Akdeniz altındaki büyük üçgen demek. Kıta Avrupası için ne regülasyonları, ne de gümrük birliği vb. ikili anlaşmalardan faydalanarak pazar erişimi sağlayabileceğimiz kanalları bilmiyoruz. Bu pazarın dinamiklerini de bilmiyoruz. İngiliz, Fransız ve Alman’lar arasındaki ikili gruplaşmalarda kimin, neyi, niye yaptığını tam anlamıyoruz. Ortadoğu için, İngilizce konuşulan Dubai dışında nereden başlayacağımızı bilmiyoruz. Batı’da ise yaşam biçimi bize yakın olabilecek Akdeniz ülkelerini veya Kuzey Batı’da Avusturya sınırına kadar Doğu Avrupa pazarında kaç ülke var, ne alır ne satarlar, hangi dilleri konuşurlar bilmiyoruz. Eskiden yeni bir ülkede iş yapabilmek için, iş adamlarımız Cumhurbaşkanı’nın uçağına binip kafilelerle o ülkelere iş bağlamaya giderdi (veya buradaki işlerini hallemeye çalışırlardı). Aynı uçakta olmasa, bile THY’nin uçtuğu her şehirde, ki tam da yukarıda saydığım cografyaya İstanbul’dan tek uçuşla ulaşabiliyoruz artık, girişimcilerimizin yeni iş fırsatları yaratabilecekleri ve o pazarın ihtiyaçlarını anlayabilecekleri ortamlar yaratmamız gerekli.
  • Girişimcilerimiz sermaye arayışında “akıllı para” aramalılar. Beş yıl öncesine kadar en büyük sorun, piyasamız başlangıç sermayesini verirken, ortağı oldukları işletmenin, %60-90 hissesini baştan alırdı. Büyüyen bir şirketin içinde değerin ve kazancın makul bir şekilde (hakça kazanç konusu ayrı bir tartışma konusu) paylaşılmadığı bir ortamda, azınlık hissedar kurucunun şirketi hızla büyütmek için ne motivasyonu olabilir ki? Şimdilerde bu oranlar %50 altına doğru şekilmeye başladı. Ancak doğru model, ihtiyaç duyulan kaynağı, ihtiyaç duyulan aşamalarda ve her seferinde bir sonraki yatırımcının olası beklentileri gözetilerek ortaklıklara girmektir. Bir ipucu vermek gerekirse, getiri beklentileri şirket değerinin artışı ile paralel gelişir. Dolayısı kurucunun görevi şirket değerini arttırmaktır. Burada konuşmaya değer, değer artış çarpan beklentileri (yani şirketin bir sonraki aşamada ne kadar edeceği), ilk aşama için 10x, ikinci aşama için 6x ve sonraki aşamalar için 2x a kadar düşebilecek (en az) değerlerdir. (Bu değerin nasıl hesaplanacağı ayrı yazı konusu).
  • Teknoloji girişimlerimizin, alanındaki yerli veya yabancı kurumlarla iş ortaklıkları ve kurumsal ortaklıklar kurarak büyüme deneyimi ve ortamı sınırlı. Yabancı teknoloji kurumlarının Türkiye birimleri genelde birer satış organizasyonu. Yabancılarla, global veya bölgesel proje ortaklıkları için Londra’ya, Kore’ye, Taiwan’a veya ABD’ye erişiminiz olmalı. Türkiye’deki büyük oyunculara gelince, kar paylaşım modelleri ile kurulan işbirlikleri ile, zaten pek de global bir strateji gütmeyen teknoloji kurumsallarımız, kapalı bir pazar ekonomisi oluşturmuş durumdalar. Geliştirdiği hizmet ve ürünlerin sağlayacağı katma değer yüzünden satın alınan yerli küçük ve orta ölçek teknoloji şirketi sayımız yok denecek kadar az. Yurtdışı erişim için, fiziksel erişim elbette gerekli, ama satış ve pazarlama yapıldıktan sonra, üretim ve geliştirmenin Türkiye’den devam etmemesi için bir neden yok. Dolayısı ile, global hedef teknoloji şirketlerinin Türk SME’leri ile işbirliği yapma deneyimlerini özel programlar kapsamında desteklememiz gerekli. Türkiye’de kendi kurumsal oyuncularımızla yaratılan duruma gelince, burada artık “kurumsal girişimciliğin” (corporate venturing) gelir paylaşımı vb. modeller yerine gündeme gelmesi ve küçük şirket ve ekiplerin yatırımlarla büyütülmesi veya satın almalarla bünyelere katılması gerekli.

Aklımdaki maddelerin hepsini yazıp, okuması uzun bir metin oluşturmak istemedim. Ara ara buraya eklemeler yapmayı planlıyorum.